Film dünyası artık çevreye daha duyarlı

beasts-of-the-southern-wild02

Yaşanan pek çok afet ve tabii ki de özellikle küresel ısınmanın etkisiyle yönetmenler ve senaristler artık farklı bir alana yöneliyor filmlerinde: Çevre sorunları. Özellikle bu hafta vizyona giren ve eleştirmenlerin tam not verdiği ‘Düşler Diyarı’, bunun en güzel örneklerinden.

11 Ocak’ta vizyona giren ‘Düşler Diyarı’ (Beasts of the Southern Wild), sadece yılın en iyi filmlerinden biri olarak anılması, aldığı önemli ödüller ve beklenen Oscar adaylığı dışında, hepimizi ilgilendiren küresel ısınmaya dikkat çeken hikâyesi ile de izleyenleri etkisi altına almayı başarıyor. Yönetmen Benh Zeitlin’in 2006’da kısa film çekmek için gittiği New Orleans’ta küresel ısınmanın yol açtığı kasırgalar ve sellere rağmen insanların yok olacağını bile bile, karşılaştıkları tehlikelere karşı korkusuzca direnerek yaşadıkları bölgeye gösterdikleri bağlılıkları ve Düşler Diyarı’na ilham veren gözlemleri, orada yaşama kararı vermesinin de nedenlerinden. Özellikle de Güney Louisiana’da bu şiddetli fırtınaların yol açtığı toprak kayıpları, her iki yılda bir bölgenin küçülen haritası ve yok olan yollarını duyduktan sonra bütün dünyayı ilgilendiren bu çevre sorununa dikkat çekmek ve özellikle küresel ısınmaya inanmayan insanları etkileyerek düşünmeye zorlamak yönetmenin bu filmi yapma isteğini kamçılayan etkenlerden. Maya takvimine göre dünyanın sonu ve kıyametin beklenildiği 21 Aralık krizine gösterilen toplum ve medya ilgisini de hatırlarsak, genel olarak dünyanın sonu ve geleceğimizle ilgili sunulanlara her zaman önemli oranda bir talep olduğu da bir gerçek. Özellikle son 50 yılda bütün dünyada artışa geçen küresel ısınmanın yarattığı doğal afetlerin büyük ölçekli trajik sonuçları, Haiti ve Tayland’da yaşanan facialar, yükselen deniz seviyesi, toprak kayıpları hatta Pasifik Adaları ve Hint Okyanusu’ndaki adaların çoğunun sular altında kalma riski gibi açıklanan kötü tablolar, bu konuda yapılan filmlerin saysındaki artışa bakılırsa film yapımcıları için de oldukça cezbedici olmalı. Çünkü listede de görebileceğiniz gibi şimdiye kadar bununla ilgili pek çok film yansıdı beyazperdeye… Düşler Diyarı, şimdilik bu konudaki en son örneklerden gibi görünse de içinde yaşadığımız modern dünyanın, küresel ısınmayı tetikleyen etkileri maalesef her gün biraz daha artmaya devam ediyor. Ülkemizde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yayımladığı 220 bilim adamının hazırladığı makale de dünyanın geleceği için kara bir tablo çiziyor. Büyük kasırgalar, seller, kuraklık vs. yanında küresel ısınma nedeniyle dünya ormanlarının ve hayvan türlerinin üçte birinin tehdit altında olduğu belirtilirken ülkemiz de 3 ile 3.6 derece oranında ısınmaya devam edecek.
Düşler Diyarı’nda muhteşem performansı ile filmin başarısında önemli rol oynayan ve Oscar adaylığı da beklenen başrol oyuncusu Hushpuppy’nin o bölgenin sorunlarını da bilen biri olarak küresel ısınnmayla ilgili söylediği şu iki cümle bu sorunu gerçekten çok güzel özetliyor: “Bütün evren her şeyin doğru bir şekilde uyumuna bağlı, eğer tek bir parça bozulursa, bu çok küçük bir parça da olsa, bütün evren bozuluyor.” Bu yüzden Benh Zeitlin’in Düşler Diyarı’nda da dikkat çektiği insan kaynaklı bu sorunun çözümü ve paylaştığımız bu ortak evreni korumak için herkesin üstüne düşenleri yapması konusunda bilinçlenmesi tabii ki çok önemli, bu anlamda sinema da sanıyoruz kendi üstüne düşeni yapmış görünüyor.

Önceki örnekler

‘Uygunsuz Gerçek’ (An Inconvinent Truth-2006) Amerika başkan yardımcılığı da yapmış olan Nobel Barış Ödülü sahibi Al Gore’un sunduğu, bilimsel açıdan küresel ısınmanın ve iklim değişiklerinin etkileri yanında, hepimizin paylaştığı bu dünyayı korumak için yapmamız gerekenlerin teker teker maddelendiği insanları alarma çağıran bir film. Cool It–2010 Çevreci ‘Bjorn Lomborg’un aynı isimli kitabından uyarlanarak çekilen ‘Cool It–2010’ ise şimdiki politikaları eleştirerek küresel ısınma sorununa farklı bir yaklaşımla alternatif bir bakış açısı getiriyor. Bu anlamda anti-Al Gore diyebileceğimiz bir belgesel. ‘The Boy Who Cried the Warning-2012’ Aesop masalına paralel olarak, küresel ısınma sorununa diğerlerinden daha bilimsel yaklaşan bir film. Su Dünyası Sinemadaki diğer önemli örneklere baktığımızda Kevin Costner’ın oynadığı ‘Su Dünyası’ (Water World-1995) buzullardaki erime sonucunda dünyanın sular altında kaldığı, insanların yiyecek, su ve küçük bir kara parçası bulabilmek için verdikleri mücadeleyi anlatan ve yapıldığı dönemde çok konuşulan filmlerden biri. ‘Yarından Sonra’ (The Day After Tomorrow-2004) Yine küresel ısınmanın yol açtığı kasırgalar ve iklim değişikliği sonucunda, Los Angeles’ın haritadan silindiği Yeni Delhi ve New York’un karlar altında kaldığı karanlık bir dünya resmi çizerek, tüm dünyada küresel ısınma konusunu yeniden gündeme taşımayı başarmıştı. Sel (The Flood-2007) Atlantik Okyanusu’nda oluşan çok büyük bir fırtına ve Thames Nehri’nin taşması sonucunda bu defa Avrupa ve Londra’nın sular altında kalmasına karşı verilen mücadeleyi anlatan bir film. İmkânsız Yeni bir film olarak Naomi Watts’ın oynadığı ‘İmkânsız’ da (The Impossible- 2012) 2004 yılında tüm Hint Okyanusu’nu vuran, on binlerce kişinin ölümüne yol açan tisunami faciasında yaşanan gerçek bir olayı anlatıyor. Ayrıca Düşler Diyarı filminin çekildiği Lousiana Bölgesi ile ilgili yine ünlü Katrina Kasırgası’nın yol açtığı faciaları anlatan başka filmler de var. Bunlardan SpikeLee’nin çektiği dört saatlik TV belgeseli, (When The Leeves Broke: A Requiem in Four Acts-2006) ve yine ödül almayı başaran Nicolas Cage’in filmi (The Bad Lieutenant: Port of Call – New Orleans-2009) önemli örneklerden.

Kaynak: Hürriyet

Leave a Comment

You must be logged in to post a comment.